Uyuşturucu: Bir Alışkanlık Değil, Sağlık ve Hukuk Sorunudur
Son günlerde kamuoyunun sıkça konuştuğu uyuşturucu meselesi, yalnızca güvenlik başlığı altında ele alınacak bir konu değildir. Bu mesele; aynı anda sağlığı, hukuku ve toplumsal vicdanı ilgilendiren çok boyutlu bir sorundur.

En büyük yanılgımız şudur:
Uyuşturucuyu yalnızca “kullananın tercihi” olarak görmek.
Oysa her uyuşturucu maddesi, önce bedeni, sonra ruhu, en sonunda da toplumsal yapının kendisini tahrip eder. Bu zincir, tek bir bireyle sınırlı kalmaz; dalga dalga yayılır.
Sağlık Açısından Sessiz Bir Yıkım
Uyuşturucu bir günde öldürmez.
Yavaş ilerler, sinsice yayılır.
Beyin hücrelerinden başlar; karar verme yetisini zayıflatır, bağımlılıkla birlikte bireyin iradesini ele geçirir. Zamanla bedenin alarm sistemleri susar, ruhsal çöküş derinleşir. Kişi kendini kaybettiğini çoğu zaman fark etmez; fark ettiğinde ise geri dönüş zorlaşır.
Sağlık bilimi bu konuda nettir:
Uyuşturucu kullanımı yalnızca bağımlı olan bireyi değil, ailesini, çevresini ve toplum sağlığını da riske atar. Aile içi çatışmalar, iş gücü kaybı, ruhsal hastalıklar ve erken ölümler bu tablonun görünen yüzüdür.
Bu nedenle uyuşturucu bir “özel hayat” meselesi değil, açık bir kamusal sağlık sorunudur.
Hukuk Açısından Açık Bir Suç
Toplumda zaman zaman “kullanıcı mağdurdur” algısı oluşur. Bu yaklaşım, sağlık yönünden kısmen doğru olabilir. Ancak hukuken tablo nettir.
Türk Ceza Kanunu;
uyuşturucu teminini,
bulundurulmasını,
kullanılmasını
açıkça suç olarak tanımlar.
Buradaki amaç kör bir cezalandırma değildir. Amaç; toplumu korumak, zararı büyümeden durdurmak ve caydırıcılık sağlamaktır. Hukuk, uyuşturucuya karşı bir erken uyarı mekanizması olarak çalışır. Zamanında devreye girmezse, bedel yalnızca bireyler tarafından değil, toplumun tamamı tarafından ödenir.
Toplumsal Sorumluluk Nerede Başlar?
En kritik nokta tam da burasıdır.
Bir anne-baba,
bir öğretmen,
bir komşu,
bir arkadaş…
Hepimizin fark etmesi gereken işaretler vardır. Davranış değişiklikleri, içe kapanma, ani öfke patlamaları, okuldan ya da işten kopuşlar çoğu zaman sessiz bir yardım çağrısıdır. Görmezden gelmek, “bana dokunmuyor” demek sorunu ortadan kaldırmaz; aksine derinleştirir.
Uyuşturucu ile mücadele yalnızca kurumların değil, toplumun ortak bilinciyle mümkündür. Ailede başlayan farkındalık, okulda pekişir; mahallede, iş yerinde ve sosyal hayatta güç kazanır.
Uyarı Niteliğinde Son Bir Söz
Uyuşturucu ne bir özgürlüktür ne de masum bir alışkanlık.
Bu; sağlığı hedef alan, hukuku ihlal eden ve toplumsal yapıda derin yaralar açan bir tehdittir.
Bu tehdide karşı en güçlü silah sessizlik değil; bilinç, farkındalık ve zamanında müdahaledir. Çünkü kaybedilen her genç yalnızca bir istatistik değildir. O, toplumun geleceğinden kopan bir parçadır.
Bu gerçeği görmezden gelmek, bedeli ağır bir suskunluktur.
Av. Murad İDİKURT
